RSS

>Restaurant tercihleri ve kadınlar

19 Haz

>Financial Times’ta bugun okudugum bir yazıda iki önemli nokta vardı.

Bunlardan birincisi restaurant tercihlerinde kadınların rolü. Yapılan araştırmalarda (sanırım bu konuda bir araştırma yapmaya dahi gerek yoktu) bir çiftin restaurant seçiminde belirleyici kişi kadınlar. Ayrıca erkeklere nazaran kadınların, daha acımasız olduklarından dem vuruyor. Bence bunun en önemli sebebi; kadınlar hayattan ne istediklerinin daha çok farkındalar ve bu konuda daha çok düşünüyorlar.

Diğer işlenen konu ise, ikinci restaurantı açmanın birincisinden çok daha zor ve riskli oluşu üzerine. Eğer ilk restaurantınız başarılı ise, aynı kaynaklar (mali ve operasyonel) ile ikincinin de aynı başarıyı göstermesi oldukça zor. Sonradan açtığınız restaurantın ilkini ve tüm prestijinizi götürme ve sıfırlama ihtimali de cabası…

About these ads
 
4 Yorum

Yazar 19 Haziran 2010 in Genel

 

4 responses to “>Restaurant tercihleri ve kadınlar

  1. Sezen B.T.

    24 Haziran 2010 at 10:56

    >Murat Bey,Uzun süredir blogunuzu takip ediyorum. Bu post’unuzu ve verdiğiniz bağlantıdaki yazıyı okuyunca bir çift laf etmeden geçemedim. Torode’nin sözünü ettiği iki meseleye değinmek istiyorum, ilki; artık hiçbir restoranın “seçkinci” yaklaşımla ayakta kalamayacağı gerçeği, ikincisi ise (hele de özel günlerde) restoran seçimlerini hanımların yapması. Yaklaşık iki hafta önce nihayet evlilik yıldönümümüzü fırsat bilip restoranınızı ziyaret edebildik. Doğrusu gelmeden önce çok düşündük, bana cesaret veren sizin mutfak sektöründekilerin dışarıda yemek yemesini öneren yazınız oldu. Bir de, bir şeyler satın almakla sonradan güzel anacağımız bir deneyime sahip olmak arasında seçim yapacaksak, deneyimi seçmemizi söyleyen psikoloji araştırması. (linki şurada: http://www.stumbleupon.com/su/2TTkIQ/globalshift.org/2010/01/top-ten-psychology-studies-of-2009/) İkimiz de mutfak sektöründe çalışmasak da “farklı tatlar” peşinde koşuyoruz ama çok çok mutfak çalışanları kadar kazanıyoruz; dolayısıyla bu ziyaret bizim için de onlar için olduğu kadar büyük bir mali bir fedakârlık anlamına gelecekti. Yine de sonuçta şeflerin aynı zamanda restoran sahibi olduğu “haute cousine” mekânları bir elin parmakları kadar az olduğu için gelip görmeden edemedik. Sonuçta pişman olduğumuzu söyleyemem, çoğu tat damağımızda kaldı. Özellikle eşim bana göre daha bir memnun ayrıldı. Bu mevzuyu aşağıda FT’deki J. Torode söyleşisine bağlayacağım. Sağanak altında Mimolett’e girdiğimizde doğrusu bizi karşılayan çalışanların yüzündeki (rezervasyonumuzu iletince yerini yapay bir gülümseyişe bırakan) şaşkınlıktan, kitabı kapağına göre yargıladıklarını söyleyebilirim. Mesele yalnızca çalışanlar değil, sonuçta onların tavrı da misafirlerin çoğunluk profiline göre şekilleniyor. Sanırım Vedat Milör’ün dediği gibi, sahiden bu memlekette restoranlarda kişi başına belirli bir miktar ödemeyi gözden çıkarabilenler gittikleri mekânın “demokratikleşmesinden” pek hoşlanmıyor. Ama zekâ gibi damak tadındaki üstünlük de bütün ırk ve milletlerde demografik olarak eşit dağılım gösteriyor ve uzun vadede seçkinci yaklaşımlar bence yalnızca müşteri kitlesinin kemikleşmesine ve restoranın fosilleşmesine yol açıyor, yeni heves icabı gelen seçkin kitle de zamanla kelebek gibi başka bir modanın peşine düşüyor. Sonuç hüsran…

     
  2. Sezen B.T.

    24 Haziran 2010 at 10:59

    >(devam- 2) Hanımların damak tadı meselesine gelince; şarap menünüz sahiden, her tabakla ayrı bir şarabı denemeyi hem teşvik edecek hem de buna elverecek kadar genişti. Hatta yemeklerin bunu dikte edecek kadar zikzaklı bir tat patikası çizdiğini söylemem gerek. Hayalimde Türkiye’de ancak şarap butiklerinde bulunan sek Riesling şarabıyla başlayıp creme brulee’ye ulaşmak vardı. Yeni menünüzde neler koydunuz bilemiyorum, ama bir hanım olarak, yaz başında, çiçek tatları aldığım şarabıma eşlik edecek kremasız ve hamursuz deniz ürünü tabakları, hafifçe sote edilmiş rezene kökü (fennel) ya da kuşkonmaz, zencefilli ve misket limonlu (lime) balıklar; hayal etmiştim (deniz levreğinden ya da sizin favoriniz dülgerden ceviche, şahane bir başlangıçtır, Akdeniz mutfağına ait olmadığını kim iddia edebilir?). Çok merak ettiğim için balık menüsünde olmamasına rağmen istediğim lakerda yorumunuz çok farklıydı (Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez derler ya, o cinsten. Neden balık menüsünde yer almadığını da öğrenmiş oldum yiyince). Doğrusu şefin menüsü içinde çok çarpıcı bir başlangıç olmuş, geyik etinden önce lakerda yenebileceği hiç aklıma gelmezdi, ama yıllandırılmış balsamik sirke bence bu tabağı beyaz şaraptan çok kırmızı şaraba yaklaştırmış ve eşimin yıllardır lakerdada itici bulduğu, benimse taptığım tatları, salamura edilmiş etin o ekşi, çiğ tadını güzelce maskelemiş. Ben sanırım, balığın kırılgan tadını ezmeyecek yeşil limonlu, avokadolu bir lakerda tabağı hayal etmiştim. Ama lakerda Türkiye’de nasılsa rakıya katık edilir ve rakının baskın alkolüyle balığın tadını almadan mideye yuvarlanır, dolayısıyla sizin yorumunuzun geleneksel tüketim biçimine göre lakerdanın kendine özgü tadına daha saygılı olduğu bile söylenebilir. Bense hep lakerda-rakı birlikteliğinde asıl meselenin rezene/anason tadı olduğunu düşünmüşümdür ve lakerdayı hep azıcık tuzlanmış ya da ağızda eriyecek gibi pişirilmiş fennel köklerine yakıştırmışımdır, öyle bir yorum Riesling’ime de şahane eşlik ederdi, dolayısıyla lakerda yorumunuzu biraz erkeksi buldum. Hatta balık menünüzü genel olarak öyle bulduğumu söylesem, bana kızmazsınız umarım. Tekir balığına da bayılırım ben, ama pişirmeye bile kıyamam, turunçgil suyunda (evde ne varsa) marine edip sarımsaklı ekmek üzerinde yiyiveririm. İlle pişireceksem elin dayanabileceği sıcaklıkta zeytinyağında çeviririm, falan. Tekiri taze makarnayla birleştirmeniz, lagosun ve lakerdanın soslarının basbayağı tatlı oluşu, hep erkeklerin damak tadını anımsattı bana. Dolayısıyla benim favori şarabım sek Riesling restoranınızda biraz öksüz kaldı. Torode’nin hanımların damak tadından söz ederken Albariño’yu anması boşuna değil ancak mesele o şarabı listeyi eklemekten çok yalnız bırakmamak sanki. Cins-i latif’in damağına layık, hafifçe sote edilmiş ya da çiğ sebze ve deniz ürünlerinin yer aldığı başlangıçlar, yine sebze ya da yenilir çiçeklerin eşlik ettiği, tarhunla tatlandırılmış vinegrettelerle, turunçgil kabuklu rizotto’larla servis edilen balıklar ve hatta çiçek aromasının çok yoğun alınabildiği geleneksel bir tatlı olan su muhallebisinin farklı bir yorumu, bunları bulabilsek cidden şahane olurdu. Güllü bir sos, düşünmez miydiniz? (Bu kadar çiçek tadı sever birisi olarak creme brulee’nin de yaseminli yeşil çaylısına bayıldığını tahmin etmek güç değil. Bence Türk mutfağında alışılageldiği gibi, sütlü tatlılara çiçek kokuları çok yakışıyor. Fesleğense sanki daha ekşi olan peynir ve yoğurda yatkın.)

     
  3. Sezen B.T.

    24 Haziran 2010 at 11:00

    >(devam-3)Bir de, bunu yazıp yazmayayım mı diye, emeğe saygı anlamında çok düşündüm inanın, ama karidesli risottomun kıvamı homojen değildi, bir çataldaki pirinçler kıtır kıtır, sertken, öbür çatal yumuşaktı, pirinçler ağzımda eriyordu. Yine de tabağımı bitirdim ve garsonumuz fikrimi sorduğunda olumsuz bir eleştiri yapmadım, zira hem yemeklerin gecemizin “anlam ve önemi”nin önüne geçmesini istemedim hem de doğrusu doğu kültüründe büyümüşüz, hele de pirinçli tabaklar, dolu geri gönderilmez, bitirilir. Üstelik hatır namına çook daha sert pirinçler yemişliğimiz vardır hepimizin (yememiş gibi davranmamın âlemi yoktu). Ama yine de buraya yazıyorum zira mutfakta hep olur böyle şeyler, öte yandan olmaması da gerekir. Sadede gelelim, bir “Hanım” olarak yazlık yeni menünüzü çok merak ettiğimi de söylemeliyim. Bu sıcaklarda şöyle açık havada soğuğu ve ekşisiyle insanın dilini ısıran bir kadeh beyaz şarap eşliğinde Boğaza karşı “hafif, zarif, kırılgan” tatlar yemeyi tercih edeceklere göre bir şeyler de var mı?

     
  4. Murat Bozok

    25 Haziran 2010 at 12:35

    >Sezen Hanim,Oncelikle zarif uslubunuz ve pozitif yaklasiminiz icin cok tesekkur ederim. Blogumda aldigim en ince ve derin yorumlardan bir tanesi.Iyi veya kotu, Mimolett hakkindaki elestirileri bu blogda cevaplamamaya calisiyorum. Evet, hayatimin bir parcasi oldugu icin Mimolett ile ilgili burada yaziyorum. Daha once de bazi olumlu, bazi da olumsuz yorumlar yazildi Mimolett hakkinda. Eger sizin guzel ve derin yorumlarinizi cevaplarsam, bu yenileri icin kapilar acar ve blogu bu platformdan mumkun oldukca uzak tutmaya calisiyorum.Kisa surede, blogda, Mimolett'in yazlik "hafif, zarif, kirilgan" tatlari ile ilgili bir yazi yazacagiminda sozunu veriyorum.Cok tesekkurler,Murat Bozok

     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 44 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: