RSS

Category Archives: yeme-icme dunyasi

>Restaurant tavsiyesi- L’escargot

>Dun aksam, Soho’nun merkezinde ki, 1 Michelin Yildizli L’escargot isimli restauranttaydim.

Uzun zamandan beri aklimda olan bir proje var. Londra’da ki prime lokasyondaki publari renovasyondan gecirip, alt katlarini brasserie ve wine-bar karisimi, tapas ve meze turu kucuk yemeklerin servis edildigi yerler, ust katlarini ise basit fakat lezzetli yemeklerin yenildigi (kasmayan) restaurantlar haline getirmek (en iyi ornek Assagi, Notting Hill). L’escargot hakkindaki elestirileri okudugumda bu konsepte yakin bir mekana benziyordu. Bu yuzden, son bir aydir zaman bulup gormek istedigim bir restaurantti.
Yine yagmurlu bir Londra aksaminda, Greek Street’teki restauranta girdigimde dekor beni buyuk bir hayal kirikligina ugratti. Bina 1700′lu yillardan kalma cok hos bir mimariye sahip. Ic dekorasyon ise buyuk bir fiyasko. Miro, Chagall, Picasso ve Hockney resimlerinin zevksiz cercevelerde ucuz taklitleri, art-deko replikasi koltuklar, 1940′larin izlenimini vermeye calisan fakat yeni olduklari cok belli aynalar. Hicbir seyle uyumu olmayan, chandalierler. Over-dressed garsonlar. Sanki herkesin kendi kafasina gore bir parca ekledigi restaurant, estetik olarak, insan gozunu rahatsiz eden bir mekan olmus.
Baslangic olarak, ismi de L’esgarcot (turkcesi sumuklu bocek) olan bir restaurantta tabii ki, ben sarap ve sarimsak soslu sumuklu boceklerini (bu yemegin ismini Turkce’de daha istah acici birsey ile degistirmek sart), partnerim ise gazpacho’yu tercih etti. Ikisi de oldukca basariliydi. Ana yemek olarak sectigimiz levrek ve kuzu vasatin biraz uzerindeydi.
Benim tatli olarak sufleye ozel bir ilgim vardir. Guzel yapmasi ustalik isteyen bir yemektir. Maliyeti cok ucuz (yumurta) fakat isciligi oldukca yuksektir. Dogru sicaklikta, dogru zamanlama ile, her siparis icin o anda pisirdiginiz, iyi bir aroma harmanlamasi yapmaniz gereken esasen basit ama bir o kadar da komplike bir istir sufle pisirmek. Benim favorim cikolata ve kayisi aromali sufledir.
Dun aksam siparis ettigim cikolata ve visneli suflenin usta bir sefin elinden ciktigi belliydi. Gecenin en guzel yemegiydi. Rhone Vadisinden sectigimiz Louis Bernard Cote d Rhone, 2007′de fiyat (26 Pound) segmentine gore iyi ve tatminkar bir sarapti.
Eger, Londra’ya yolunuz duser, Soho’da kotu dekore edilmis ama guzel yemekleri olan bir yerde yemek yemegi dusunurseniz, L’escargot’u kacirmayin derim.
 
1 Comment

Posted by 24 Temmuz 2009 in yeme-icme dunyasi

 

>Takip edilmesi gereken siteler

>Tiryakisi oldugum ve her carsamba gunu mutlaka tikladigim New York Times gazetesinin haftalik yemek ve sarap (dining & wine) ekini, yemek ile ilgilenen herkese tavsiye ederim. Amerikan menseili bir gazete oldugundan, sefler ve restaurantlar daha cok Amerika’dan da olsa, editorleri tum dunyayi geziyor ve her ulkeden gelismeleri burada rahatlikla takip etmek mumkun.

Ozellikle, yazarlarindan Frank Bruni’nin gucu tartisilmaz. Ayni zamanda, NY Times icerisinde bir de blogu bulunan Frank Bruni’nin verdigi yildizlarin, New York restaurant dunyasinda Michelin Rehberinden daha onemli oldugunu soylersem sanirim abartmis olmam. Satirik ve eglenceli bir uslupta elestirilerini yazarken, bir o kadar da detayci ve isinin ehli olan bu adami okurken hem eglenip hem de birseyler ogreniceginizden kuskum yok.

Dort yildiz uzerinden degerlendirme yapan Frak Bruni, tum restaurantlara baska bir kimlik ile gidiyor (Michelin Guide mufettislerinin de yaptigi gibi). Kim oldugundan ve ne zaman geleceginden haberiniz olmadigindan, restaurant sahiplerinin isi oldukca zor. Genellikle yazisini yazmadan once, devamliligi gorebilmek icin birkac kez ayni restauranta gidiyor. Cumartesi gecesi, en kalabalik aninizda 8 kisilik bir grup ile veya bos bir Sali ogleden sonrasi olabilir.

Benim merak ettigim baska bir konu da, niye Turkiye’de veya Istanbul’da herhangi bir medya grubunun benzer bir ek cikarma girisiminde bulunmamasi. Her gazetede birkac adet gurme yazarimiz var. Ama NY Times’in ‘Dining & Wine’ ekini, birkac yazarin yazilari ile karistirmamak lazim. Belki diyeceksiniz ki, Istanbul’da yeme-icme ile ilgilenen buyuk bir kesim yok. Ben katilmiyorum. Bu eki ilk cikaricak gazetenin, ileride buyuk bir guc ve farlilik yaratacigina inaniyorum.

Bekleyelim ve gorelim.

 
Leave a comment

Posted by 23 Temmuz 2009 in yeme-icme dunyasi

 

>Londra’da bir Restaurant Tavsiyesi

>Bir chef’e restaurant begendirmek cogu zaman guc bir olaydir. Birinci sebep, tum yaracilik gerektiren isler ile ugrasan insanlarda cokca gorulen, egolar. Ikincisi ise hergun yaptiginiz iste detaylari, daha dogrusu gozden kacan detaylari daha kolay saptamaniz.

En son cok guzel bir yemegi, aylar oncesinde ozenle secilmis saraplar esliginde ‘Allard’ isimli Saint Germain’e cok yakin kucuk bir restaurantta yedigimi hatirliyorum. Meraklilar icin adresi; 1, rue de l’Eperon, 75006, Paris.
Dun aksam gittigim Londra’da ki Galvin Bistrot de Luxe isimli restaurantta yemekler beni hayrete dusurecek kadar guzeldi. Isini cok iyi bilen ve tum kalbini koyarak yemek yapan bir chef bu kadar guzel yemek pisirebilirdi. Ictigimiz uc sise sarap, main stream olmayan ve daha once adini duymadigim sarap ureticilerine aitti. Zevkli birinin secimi oldugu cok belirgindi.
Servet odemeden de restaurantlarda kaliteli sarap icilebilecegine inaniyorum. Chef’in veya varsa sommelier’in tembelligi birakip, distributorler tarafindan onlerine getirilen saraplar yerine, sarap kesiflerine (ozellikle Fransa) cikmalari gerektigine dusunuyorum.
Netice de, isin ozu isini severek ve ask ile yapmaya geliyor. Bunu Mesneviligin, pardon restaurantciligin ilk kurali yapmak ile baslayabiliriz.
 
Leave a comment

Posted by 09 Temmuz 2009 in yeme-icme dunyasi

 
 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 25 other followers